rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 2.025 (1.914)

Toplam Ziyaret: 20.017.599 (18.168.224)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
05 Nisan 2021
Sayı : 889,890
Bu kayıt toplam
231 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

NE İÇİN YAŞIYORUZ

Bazı insanlar, dünyaya geldikten sonra evreni şöyle bir temaşa edip kısa sürede ayrılacağının idrakine varamadıkları için, hırslarıyla, kinleriyle, nefretleriyle, hasetleriyle, kötülükleriyle, hep bana hep bana felsefesiyle, çıkarları doğrultusunda bencilce hareket edip, hemcinslerine olduğu kadar çevreye, doğaya ve diğer canlılara, zarar vererek yaşamayı, yaşamak zannederler ve hiç ölmeyecekler gibi, arzularının, heveslerinin kölesi olarak ömürlerini tamamlarlar. Böyle kimseler mezarlıklarda mezar taşlarında "Huvel Baki" yani sonsuz olan, kalıcı olan Allah'tır, yazdığını okur ama anlamaz gibi davranırlar.

Bugünlerde çok sorulup gündeme getirilen bir cümleyle başlık oluşturdum. İnsan, moda tabirle, bir "anlam arayışı" peşinde; " Ben kimim, niçin yaratıldım, neyi arıyorum, ' insan' olabildim mi gibi pek çok soruyu kendisine sorarak iç sorgulamasını yapan ve bunun ardından dinginliği yakalayabileceğine, huzuru bulacağına inanan insanların sayısı çoğalmakta.

Gayemiz ye, iç, yat yani doğduk, büyüdük, öldük olmamalı diyenlerimiz bir anlam arayışının peşinde; devamlı sorular sorup cevap aramaktadırlar. Sadece bizde değil, tüm dünyada bu böyle, kimisi yollara düşüp Tibet'e gidiyor Budizm'de arıyor aradığını, kimisi Hindistan'a gidip Hint fakirlerinin arasında zaman geçirerek yaşamının farkında olmaya çalışıyor, kimisi de bir dağın eteğinde bir köyde tek başına eskiden kalma bir derviş gibi yaşarsa, hayatına anlam katacağına inanıyor. Yani günümüz insanı, madde âleminden mana âlemine doğru bir yolculuğun izinde aradığını arıyor ve biliyor ki bulanlar arayanlardır.

Hz. Mevlâna'nın babası, âlemlerin sultanı Bahaeddin Veled hazretleri dualarında şöyle yalvarırmış; "Allah'ım, karşımdan gelen insanlarda bize üflediğin aynı nefesten dolayı seni görmeyi, seni hissetmeyi, onları sevmeyi nasip et". Yani Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeyi dilermiş.

Türk Sanat Müziği solisti Zekâi Tunca'yı çoğunuz bilir; o da " Aşka merakım ezelden" adlı şarkısının bir beyitinde, "Aşka merakım ezelden, Sen güzel bir bahaneydin, Ben sende Yaradan'ı sevdim " diyerek herkesin içinde bulunan mutlak sevgiye, ilahi aşka değinmiştir. Yani karşımızdakinde gördüğümüz güzelliğin, içindeki ilahi aşktan olduğuna işaret etmiştir. İşte bazı tasavvuf ehlinin dediği gibi, kendinden kendine oradan da sonsuzluğa uzanan bir yolculukta ilahi aşka kavuşmak olmalıdır insanın yaşam gayesi. Yani herkesi o sevgiyle sevmeliyiz, iyilikle herkesi kucaklamalıyız, kötülüklerden uzak durmalıyız ve her anın farkında olarak yaşayıp, sevgiyi yayarak hayatımızı anlamlandırmalıyız. İstediğimiz hedefe varamazsak da yolda yaşadığımız anlar, manevi hazlar ve yaptığımız faydalı işlerdir bizden kalacak olanlar.

Şimdi sözü " Herkes bir sevgili uğruna çalışır, uğraşır, didinir durur" demiş olan Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi'ye bırakalım:

Acı söz, sevimli ve güzel dudaklardan çıkınca tatlılaşır. Gül bahçesinde diken göze batmaz, gönül çekici olur. Pek acı olan ebucehil karpuzunu sevgili sunarsa, o, insana hurma gibi tatlı gelir. Dar bir ev de, evdeki yüzünden, ova gibi görünür.

Nice nazlılar, nazeninler vardır; gül yanaklı, ay yüzlü bir güzele kavuşmak ümidiyle diken taşırlar. Ay çehreli sevgilileri için hamallığa katlanmış, ağır yükler altında kendini ezdirmiş, sırtı yara bere olmuş ne kadar insan vardır?

Demirci geceleyin evine gelip ay yüzlüsünü öpmek için, gündüz kavurucu ateş karşısında, dumanlar içinde, demir döve döve kendi yüzünü kapkara eder. Esnaftan biri, geceye kadar dükkânında çarmıha gerilmiş gibi oturur durur. Ve bütün gün dükkâna hapsolmak zahmetine katlanır ki bu sıkıntılar ona hoş gelir çünkü onun gönlünde bir servi boylu yatmaktadır.

Bir tacir, denizde ve karada yolculuk eder, kazancını arttırmak için, memleketinden, yurdundan sevdiklerinden uzak düşer ve böylece gurbet acıların tadar. O bütün bu sıkıntılara, evinde oturan eşinin sevgisi ile katlanır.

Kimin bir ölüye, yani fani bir varlığa sevdası varsa, o sevdayı canlı ve diri varlığa kavuşmak için besler. Böylece fani bir varlığı sevmek, aşka bir köprü olur da, onu ilahi sevgiye ulaştırır. Bir dülgerin, yüzünü keresteye çevirip, onunla meşgul olması, ter dökerek onu işlemesi de, ay yüzlü bir güzele yararlı olmak içindir.

Ey Hakk yolcusu, sen öyle bir diriye kavuşmak için, ona kavuşmayı umarak çalış, çabala ki, o gönül verdiğin diri, bir müddet sonra cansız bir hale gelip toprağa gömülmesin. Hislerine kapılıp da bir saman çöpünü, yani fani bir güzeli kendine yakın bir dost seçme çünkü ondaki sevgi ve yakınlık duygusu iğretidir; sen kalıcı bir dost ara.

Eğer Allah'tan başka senin gönül verdiklerinde vefa ve bağlılık olsaydı, senin en vefalı yakının olan annen ve babanın dostluğu nerede? Eğer Hakk'tan başka biri dayanmaya ve güvenmeye lâyık olsaydı, senin dadı ve lalana olan bağlılığın, dostluğun devam etmez miydi? Senin süte, memeye olan alışkanlığın kalmadı; mektepten nefret ederdin, yani tiksinirdin; o da geçti gitti.

O dostluk, alışkanlık, onların varlık duvarlarına akseden ışıktı. O ışık güneşe döndü gitti. Hakk güneşinin ışığı her neye aksederse, her neye düşerse, ey yiğidim, sen ona âşık olursun. Böylece sevdiğin her varlıktaki güzellik Allah'tan geliyor. Sen neye âşık olursan, o şey ilahi sıfatlardan biri ile yaldızlanmış, nurlanmış. Gönül verdiğin şeyin yaldızı, aslına gidip de o şey çirkinleşince, bakırı meydana çıkınca, yani sevdiğin güzelliğini kaybedince, tabiatın ona doyar, ondan hoşlanmaz, onu boşlayıverir.

Sevgilinin seni büyüleyen, o yaldızlı sıfatlarından, o yaldızlı güzelliğinden elini, ayağını çek; bilgisizlik yüzünden kalp bir madeni altın sanıp da hoş deme çünkü kalp şeylerdeki hoşluk, güzellik iğretidir, görünüşte süslü püslüdür ama altında çirkinlik vardır.

Fani varlıklarda görülen güzellik, ilahi güzelliğin iğreti olarak onlara aksetmesinden ibarettir. Akseden o nur, günün birinde aslına geri dönecektir. Bu yüzden ey salik, iğreti güzelliklere bakma da, sen onun aslını, yani o güzelliği vereni ara. Güneşin duvara düşen nuru, yine güneşe gider. Sen duvara düşen nura değil de, o nuru düşürene, yani güneşe git, sana layık olan odur. Mademki oluktan su akmadı, yani güzellerden vefa görmedin, bundan sonra suyu, göklerden elde et.(Mesnevî cilt 3, beyit 538-560.Şefik Can Dede)

Sonuç itibariyle geçici şu dünya hayatının kölesi olmadan dürüstçe yaşamalı; benliğimizi kötülüklerden arındırıp, yardımsever, erdemli ve ahlâklı iyi bir insan olmayı hedeflemeliyiz.

Sevgiyle kalın, dostça kalın ve de dostça kalın.



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Demircinin Köpeği

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

İnsan Olabilmek Bilge Olabilmek

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

104 Emekli Amiral Bildiriyi (Muhtırayı) Niye mi Verdi?

M. Can Özkardeşler

M. Can Özkardeşler

Toprak

Şevket Demir

Şevket Demir

Affet Babacığım

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: