rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 3.849 (3.239)

Toplam Ziyaret: 17.846.581 (16.270.637)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
02 Nisan 2020
Sayı : 852
Bu kayıt toplam
531 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

BİR ÇOCUĞUN AĞLAMASI

Bir virüs nelere kadirmiş, insanlığı teslim aldı. Zengin fakir, para babası çulsuz, ünlü ünsüz demeden, süper güç Amerika, Avrupa, Asya dinlemeden tüm ülkelere yayıldı da yayıldı ve herkese bir ölüm korkusu saldı. İnsanlar sokağa çıkamaz oldular, mabetler kapandı, insanlar yan yana gelemiyorlar, aralarında birer metre mesafe koydular. Pek çok ülkede sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başladı.

Yangın, deprem, sel felâketi, tusunamiler, kasırgalar, yanardağ patlamaları insanları bu kadar üzmemişti çünkü " Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" misali, bela kendilerinden uzaktaydı, ötelerde bir yerde bir şeyler oluyor ama insan kendisine dokunmadığı için umursamıyordu. Ama bu virüs öyle değildi, bu şurada burada yani yanı başınızdaydı, her an herkese bulaşabiliyordu. Herkes can korkusundan kendisini tecrit etmişti. Bazı cahiller ordusu bana bir şey olmaz edasıyla sokakta dolaşabiliyordu. Cahil cesur olur derler ya hastalığa, ölüme meydan okuduklarını sanıyorlardı ama başka insanlara da bulaştırarak zarar verdiklerinin idrakinden yoksundular.

Refah, bolluk içinde olan ülkelerin silahları, füzeleri, topları, tüfekleri kendilerini korumaya yetmemiş, salgın karşısında aciz kalmışlardı. Yıllarca ürettikleri en modern öldürücü silahlarla sırf kendi hükümranlıkları uğruna milyonlarca insanı öldürmüşlerdi ve halen de yeni savaşlarla öldürmeye, sakat bırakmaya devam etmekteydiler. Hiçbir şeyden habersiz çocuklar ve diğer masum insanlar ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardı.

İşte bu güç savaşında olan, masum çocuklara oluyordu. Hatırlarsanız bir Aylan bebek vardı; Akdeniz'de botla ailesiyle birlikte daha iyi şartlarda yaşamak ümidiyle Avrupa'ya geçmeye çalışırken alabora olan bottan düşmüş ve cesedi sahilimize vurmuştu. Tüm dünya o an ona ah, vah etmiş, acıyarak ufak bir tepki vermişti, o kadar. Hayat acımasız hale gelmişti, savaşlar devam etmiş, göçler devam etmiş, insanlar hep daha iyi şartlarda, güven içinde yaşayabilmek için başka diyarlara göç etmeye başlamışlardı.

Velhasıl insanlık azmıştı, şımarmıştı, ekonomik seviyesi kendisinden aşağıda olanları hor görüyordu, gaflet içindeydi, refah ve bolluk içinde olanlar sadece kendisini düşünür hale gelmişti. Gücü yeten yetene derler ya durum öyle olmuştu. Bir üsteki bir alttakini eziyordu. Zalimin zulmü tüm dünyayı işkence alanına çevirmişti. Her yerde kan, zulüm, baskı insanları çaresiz bırakmıştı, bunalmışlardı, acılarını haykırıyorlardı ama duyan yoktu. Çünkü dünyaya hükmetmek isteyen üç beş ailenin ve maşalarının hep daha çok kazanma arzusu, muktedir olma hırsı ve zayıfları ezme hırsı bitmiyordu.

Dünya adı konmamış bir buhrana düşmüştü. Ülkelerin ekonomileri çok kötüydü, çıkmazdaydılar, ne yapacaklarını, nasıl çözeceklerini bilmiyorlardı. İşletmelerin bir kısmı kapanıyor, insanlar işsiz kalıyor, fabrikaların üretimi durma noktasına geliyordu. Ama gelişmiş ülkelerin harp sanayi güzel çalışıyor, yeni, etkili silahlar üretiliyor ve savaşla korkutulan ülkelere satılıyordu. Virüs ekonomileri vurmuştu ama onların gelirleri giderek katlanıyordu öyle ki hep bir yerlerde savaş çıkartıyorlardı.

Ortadoğu'da yıllardır bitmeyen, bitirilmeyen bir savaş vardı. İşte bu savaşta gökyüzünden yağmur gibi yağan bombalarla yaralanan, üzeri çıplak, vücudu kan revan içinde bir Suriyeli çocuk vefat ederken "Gidince sizi Allah'a şikâyet edeceğim" diye ağlamıştı. Masum bakışıyla, sözüyle içimi burkmuştu, insanlığımdan utanmıştım.

İşte bu masum ağlayışı, yalvarışı, haykırışı ve şikâyeti duyan yüce Allah(c c) " Rahmetim, lütfum, gazabımdan çok " demesine rağmen bu azmış, zalim insanoğlunu uyarmak için başına Covid 19 adlı korona virüsünü musallat etti. Virüs, Dünya liderliğine soyunan Çin'den başlayıp; "Hayır benim dünya lideri" diyen Amerika'ya kadar tüm dünyaya yayıldı. Bu yeni virüsle baş etmek zordu, kimse tanımıyordu, onun için tedavisi de yoktu, her zamanki virüslerden farklıydı, sanayi ve teknolojide kalkınmış olan zengin ülkelerin güçleri yetmemişti, hızla yayılmasına, insanların ölümüne sebep olmasına mani olamamışlardı, güçlü ülkeler aciz kalmışlardı.

Bu bela insanın başına neden gelmiştir, düşünse, insan bulacak ama bir türlü düşünüp kabahatini görmüyor. Allah'ın kendilerine verdiği nimeti başkalarıyla paylaşmadıklarından, kapıldığı hırslar, bencillik, makam ve mevki şehveti gözünü kör ettiğinden mi acaba diye düşünmüyor. İnsanoğlu, Dünya'da pek çok yerde açlıktan, hastalıktan ölen muhtaçlara yardım eli uzatmamıştı. Kazandıkları paraları sadece kendi çıkarları için, kendi şahsi ihtiyaçlarına, zevklerine ya da diğer insanlara zulüm için harcamışlar, bolluk içindeyken gözleri kimseyi görmemişti.

Aslında bu dünya zenginleri kazandıkları paraları dünyayı mamur etmeye, fakirleri doyurmaya, muhtaçlara yardıma harcasalardı dünya daha sağlıklı, huzurlu ve mutlu insanlarla dolu güzel bir yurt olurdu. Oysa şimdi başka gezegenlerde hayat var mı onun araştırılması için çuvallarla para harcamaktadırlar. Artık bir virüs her şeyi değiştirdi gibi, dünya eskisi gibi olmayacak; ileride "Virüsten önce böyleydi, virüsten sonra şöyle oldu" diye konuşulacak.

Şimdi zenginler, kazandıkları paranın kendilerini kurtarmayacağını gördüler, evlerinden dışarı çıkamıyorlar çünkü bu virüs zengin fakir dinlemiyor her kese bulaşabiliyor. Gaflette olan insan kendi çıkarı için çevreyi katletmiş, ağaçları kesmiş, ülkesini çölleştirmiş, kazanç uğruna bulunduğu şehirleri betonlaştırmış, kadına şiddette sınır tanımamış, çocuklara cinsel tacizde bulunmuş, cinayetler, katliamlar, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, hırsızlık ve zulüm alabildiğine artmıştır; kısaca insan kendi günah denizinde boğulmaya mahkûm olmuştur. İnşallah insanlık bu ilahi cezadan ders alır ve bundan sonraki yaşam felsefeleri değişir, silaha, savaşa değil, barışa, sevgiye, kötülüğe değil iyiliğe yatırım yapar, çevreye, daha çok katkı sağlarlar, hayvanlara işkence yapmazlar.

Kur'an'ı Kerim'de, asırlar önce azmış, sapmış, yoldan çıkmış kavimlerin, yüce Allah tarafından nasıl helâk edildikleri anlatılmaktadır. Acaba bizim de sonumuz mu geldi diye düşünmüyor değilim. Eskilerden duymuştum bir söz vardı: Kula bela gelmez Hak yazmayınca, Hak bel vermez kul azmayınca. Azmamış, iyi kulların hatırına Allah bizi affetsin, bu beladan kurtarsın inşallah.

Yüce Allah Kur'an'ı Kerim'de bizleri şöyle uyarmıştı: "Hiçbir kent/medeniyet dışta kalmamak üzere, kıyamet gününden önce hepsini ya helâk edeceğiz yahut da şiddetli bir azapla azap edeceğiz. İşte bu, Kitap'ta satır satır yazılmış bulunuyor."(İsra suresi 58.ayet)

Sanki küçük bir kıyamet provası yaşıyoruz. Ne bir Müslüman, ne bir Hıristiyan, ne de bir Musevi camilerine, kiliselerine yani mabetlerine gidemiyorlar, evlerine kapanıp oturuyorlar. Bence azdıkları için Allah yasakladı," Sizin ibadetinizi istemiyorum, istediğim gibi doğru, dürüst bir kul olmadınız, gelmeyin benim için yaptığınız, bana yalvarıp dua ettiğiniz o mabetlere," dedi. Müslümanlara şart koştuğu Hac ziyareti dolayısıyla gittikleri Kâbe'yi tavafı yasakladı, bomboş kaldı. Sadece kuşların tavaf ettiği resimlendi. Anlayana ne büyük bir acıydı bu, insanın manevi bağı kesilmişti.

Zorla da olsa insanlık temizliğin, el yıkamanın mikropla baş etmek olduğu bilincine kavuştu, herkes ellerini yıkamaya mecbur oldu. Temizlik imandan derler ya, Müslümanlar zaten ellerini çok yıkarlar, ancak ellerini hiç yıkamayan Çin halkı, Hollanda halkı da ellerini yıkmak zorunda kaldı.

Zümer suresi 68. Ayet ve Neml suresi 87. Ayette yüce Allah şöyle buyuruyor. " Sura üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği dışında herkes, göklerdekiler ve yerdekiler dehşet içinde kalacak(bayılacak)tır. Hepsi boynunu bükmüş bir halde O'nun huzuruna gelir."

Kendi canınıza hürmetiniz yoksa bile, sizleri başkalarının canına saygı duymaya davet ediyorum; Allah'ım hakkımızda hayırlısını versin, sabır versin, şifa versin. Sevgiyle kalın, dostça kalın, sağlıkla ve de hoşça kalın.

Sağlık için " Evde Kal Türkiye"



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Zavallı Aklım

Mahiye Morgül

Mahiye Morgül

Tansu Çiller'in Cumhuriyet Müzesinde Ne İşi Var?

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Kıssadan Hisse Çıkarabilmek...

Mehtap Gencer

Mehtap Gencer

Bir Şarkısın Sen

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

Şuurlu Toplum, Bilinçli Muhalefet...

Av. Ersin Parlat

Av. Ersin Parlat

Bedeli Ağır

M. Can Özkardeşler

M. Can Özkardeşler

Gençlik Bayramı- Atatürk'ü Anma

Şevket Demir

Şevket Demir

Korona Virüs İnançlı İnsan Sayısını Artırdı

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: