rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 2.073 (1.629)

Toplam Ziyaret: 15.762.063 (14.574.605)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
09 Eylül 2019
Sayı : 823,824
Bu kayıt toplam
563 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

TAKDİR ALLAH'TAN, GAYRET KULDAN

Allah'a tevekkül etmek yani dayanıp güvenmek hiçbir tedbir almadan yaşamak değildir. Ashaptan Peygamber Efendimiz(sav)'e sorduklarında , " Eşeğini sağlam kazığa bağla, ondan sonra Allah'a tevekkül et" demiştir. Eşeği salıp çayıra sonra da çalındı diye feryat etmek, bunun Allah'tan geldiğini söylemek gaflettir. Bu evimizin kapısını açık bırakıp sonra da param çalındı demek gibidir.

Allah bizim cüz-i irademizle göstereceğimiz gayretlere, amellere bakacaktır. İmtihanımız buradan olacaktır. İrademizi, aklımızı iyilikten, doğruluktan, güzel ahlâktan yana kullanır iyi bir insan olarak ömrümüzü tamamlarsak iyi bir kul olduğumuzu ispatlamış oluruz.

Bu cüz-i irademizi kötülükten yana kullanırsak; gönlümüzü haset, öfke, kin, nefret duygularıyla doldurursak ve başımıza gelen belaları kendimizden değil de Allah'tan bilirsek, Allah'ın istediği gibi bir kul olmamış oluruz. Onun için bizler iyi bir kul olmaya, yani "insan" olmaya gayret göstermeliyiz.

Şimdi "Takdir haktır ama kulun çalışması da haktır" diyen Pirimiz Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi'ye kulak verelim:

Beyler, hasetten coşup köpürdüler de, sonunda kendi sultanlarını bile kınamaya başladılar. Senin kölen bu Ayaz da otuz adamın aklı yok iken, nasıl olur da otuz beyin elbise masrafını alır, bu kadar parayı yer?

Bu sözün üzerine Sultan Mahmut o otuz beyle avlanmak üzere ovaya, dağlara gitti. Sultan uzaklarda bir kervan gördü, beylerden birine; " O kervanın yanına git de, sor bakalım, şu kervan hangi şehirden geliyor? Dedi.

Bey kervanın yanına gitti, sorup geldi. " Rey şehrinden geliyormuş." Dedi. Sultan, " Peki nereye gidiyormuş? Diye sorunca, cevap alamadı. Pek bir şey söylemedi. Bir başka beye, padişah " Ey asil bey, git sen de sor bakalım, kervan nereye gidiyormuş." Dedi. O bey de, kervanın yanına gitti. Sonra dönüp geldi." Yemen'e gidiyormuş" dedi. Sultan "Peki kervanın yükü ne imiş? Diye sorunca o da cevap veremedi.

Sultan Mahmut başka bir beye " Sen git sor bakalım, yükleri ne imiş? Diye sorunca o bey de " Kervan gitti. Sonra da döndü geldi; " Her cins eşya var, fakat çoğu Rey'de yapılan kâselerden" dedi. Sultan " Peki bu kervan Rey'den ne zaman çıkmış? Diye sorunca o beceriksiz be y de şaşırıp kaldı.

Böylece otuz emirin de, hatta daha fazlasının da anlayışları kıt, akılları noksan çıktı. Bunun üzerine, Sultan Mahmut emirlerine dedi ki:" Ben bir gün ayrıca Ayaz'ımı imtihan ettim. Size sorduklarımı ona da sordum. " Kervan nereden geliyor, git sor dedim", o gitti, size sorduklarımın hepsinin cevabını sorup öğrenmiş olarak geldi. Benim bir emrim, bir isteğim olmadan kervanın bütün halini, şüpheye düşülmeyecek bir şekilde bir, bir sordu ve öğrendi. Bu otuz emir, otuz defada gidip gelerek ne öğrendilerse, o bir defada hepsini öğrenip geldi.

Bunun üzerine emirler sultana dediler ki; "Bu bir anlayış, bir zekâ işi, bu Allah'ın bazı insanlara lütfu ve ihsanı, çalışmakla elde edilecek bir şey değil. Karanlık gecelere nur saçan aya Cenab-ı Hakk, parlak, güzel bir yüz vermiş. Güle de o hoş kokuyu o ihsan etmiş".

Emirlerin bu sözlerine karşılık sultan dedi ki :" Şu hayat mücadelesinde insan, başarıya ulaşamamış, zarar etmiş, bir şey elde edememişse, bu hal onun gereği gibi çalışmamasından ileri gelmiştir. Eğer başarıya ulaşmış, kazanmış, kar etmişse, bu muvaffakiyet onun çalışmasından, çok gayret sarf etmesindendir. Yoksa Âdem yüce Allah'a; " Rabbimiz, biz gerçekten de nefsimize, kendimize zulmettik." Der miydi?

Hz. Âdem böyle demezdi de" İşlediğim günah benim bahtımdan, kaderim böyle imiş, kaderim böyle olunca da tedbirin, çekinmenin ne faydası var? Derdi. İblis gibi" Beni sen azdırdın, hem kadehimizi kırıyor, hem de bizi dövüyorsun" derdi.

Evet, kaza ve kader haktır ama kulun çalışması, tedbirli olması da haktır. Aklını başına al da İblis gibi tek gözlü olma. İki iş arasında tereddüde düşünce, şöyle mi olsa böyle mi olsa deriz. İşte bu ihtiyarımız( yapma gücümüz) olmasa bu tereddüt olur mu? İki eli, iki ayağı bağlı olan kişi, bu işi mi yapsam yahut şu işi mi yapsam der mi? Demek ki bizde bir ihtiyar yani yapma gücü var. Bu halde iken, iki işten hangisini yapayım düşüncesi akla gelir mi? Denize mi dalayım, havaya mı uçayım diyebilir miyim?

Ey genç, kaza ve kadere az bahane bul. Nasıl oluyor da suçunu başkalarına yüklüyorsun. Zeyd kan döksün, kısasını Amr çeksin, Amr şarap içsin, Ahmet dayak yesin; böyle şey olur mu? Neye çalıştın da zararını, faydasını görmedin? Ne ektin de onu biçip devşirmedin? Candan, tenden doğan işin, hareketin, çocuğun gibi gelir, senin eteğini tutar, yakana yapışır. Yapıştığın işe gayb âleminde bir şekil, bir suret verirler. Hani hırsızlık için darağacı kurmazlar mı? Onun gibi. Darağacı hırsızlığa benzemez ama gaybı bilen Allah'ın meydana getirdiği şekil, bir misaldir.

Yüce Allah şıhne (emniyet müdürü)'nün gönlüne, adaleti yerine getirmek için şöyle bir şey yap, diye ilham ediyor. Böylece sen de biliyor, anlıyorsun; yoksa adalet sahibi suça uygun olmayan cezayı nasıl verir? Hâkim(yargıç) bile suça uygun cezayı seçerken, hâkimlerin hâkimi olan Allah, nasıl hükmeder?

Arpa ekersen, arpadan başka bir şey bitmez. Borcu sen aldın; borç veren, borcuna karşılık senden başka kimden rehin ister? Suçunu başkasına yükleme, aklını da, kulağını da yaptığın işin karşılığına ver. Suçu kendinde bul, tohumunu sen ektin. Bu şekilde Hakkın vereceği ceza ile adaletle uzlaş. Düştüğün zahmetin, çektiğin acının sebebi kötü harekettedir. Kötülüğü, içine düştüğün felaketi bahttan değil, yaptığın işten bil. Her şeyi bahttan bilmek, gözü şaşı eder. Köpeği samanlıkta uyutur, tembel eder.

Ey genç, kendi nefsini suçla da, adaletin verdiği cezayı az kına. Tövbe et, erkekçe başını yola koy; çünkü zerre ağırlığında hayır eden de karşılığını görür, şer işleyen de. Nefsin büyüsüne az aldan, Hakk güneşi bir zerreyi bile örtüp kaybetmez.( Mesnevî cilt 6, beyit 385-432. Şefik Can Dede)

Eylül ayının gelişiyle yeni bir mevsim başladı: Sonbahar; yani hüzün, yapraklar yavaş yavaş sararıp dökülüyor. İşte sevdiklerimiz de aynı ağacın yaprakları gibi bizleri terk edip öteki âleme göç ediyorlar. Bu hüzün, belki de Muharrem ayına girdiğimizdendi; katledilen Hz. Hüseyin'e ve yanındaki şehitlere duyulan matemdendi. Bize de ölüm çok yakın, öyleyse hep iyi bir insan olmaya gayret edelim, sevelim, sayalım, kimseyi ötekileştirmeden, birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşayalım.

Sevgiyle kalın, dostça kalın ve de hoşça kalın.



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Çürük Sandalye!

Mahiye Morgül

Mahiye Morgül

"Oğlumu Geri Verin, Başlarım Sizin BOP'unuza!"

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Mutluluk Nerede?

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

İnce Siyaset...

Av. Ersin Parlat

Av. Ersin Parlat

Ne Zaman Uyanacağız?

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
mersintercuman@gmail.com
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: