rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 610 (506)

Toplam Ziyaret: 15.243.974 (14.140.101)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
27 Mayıs 2019
Sayı : 808,809,810
Bu kayıt toplam
342 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
M. Can Özkardeşler
M. Can Özkardeşler

TAKLİT HER İYİLİĞE BİR AFETTİR

Geçenlerde televizyonda bir çay firmasının reklamını gördüm" Gerçek çay bizim çay" diyordu ve afiyetle çayı içiyorlardı. Bazıları da "taklitlerimizden sakının" diyerek kendi markalarına vurgu yapıyordu. Yani olan biten hep asılla, taklidinin, iyiyle kötünün savaşıydı.

Patent yani isim hakkı, bildiğiniz gibi bu işin aslını tanımlamaya yarar: bilinen bilimsel ve teknik bir buluşun ya da böyle bir buluşu uygulama alanında kullanma hakkının kime ait olduğunu gösteren resmi belgedir. Yani buluşu yapan kimsenin hakkının yenmemesi için tedbir alınmasıdır. Üniversitelerde çok olur; bir çömez asistan yeni bir fikir söyler hemen kıdemlisi, ya da hocası sanki kendi fikriymiş gibi sahiplenir ve sunar, fikri öne süren öylece kalakalır.

Son günlerde bu taklit savaşı siyasetçilere de sıçradı. Biri bir şey söylüyor, baktı ki çok tutuyor hemen rakibi de ona bir kelime ilave edip aynı şeyi söylüyor, yani aynı söyleme sahip çıkıyor. Halbuki Muhammedi ahlakta başkasının fikirlerine, görüşlerine hürmet etmemiz, fikirlerini çalmamamız, hakkını yemememiz istenmektedir. Bilakis hazıra konmak yerine, kendimizin de bir şeyler üretmesi isteniyor çünkü yüce Allah bizlerin gayretine bakacağını buyuruyor.. Eskiden tevazu sahibi bestekârlar yaptıkları bestelerin üzerine kendi isimlerini yazmazlar, hürmeten hocalarının ismini yazarmış. Nereden nereye geldik.

Aslında biz "iyi bir Müslüman nasıl olmalıdır" sorusunu sorup ona göre yaşamayı kendimize destur edinmediğimiz için bugün Muhammedi ahlaktan yani Kur'an ahlakından uzaklaştık. Özde değil sözde Müslümanlar haline geldik. Müslüman gibi yaşamak yerine, şeklen Müslüman gibi görünen, Müslümanlıktan beslenen, Allah ile aldatan, bencil, sadece kendini düşünen, toplumu ötekileştiren, sonradan görmeler gibi paraya, şana, şöhrete tapan, gösteriş yapmasını seven, gururla, kibirle dolaşan, toplumun sorunlarına çözüm bulmaktan uzak yaşayan, topluma yukardan bakan insanlar haline geldik.

Müslüman görünüşlü olup Müslümanlık taklidi yapan bu zalim insanlara güvenen halkı aldatan din istirmarcıları, kadına şiddet gösterirler, cinsel tacizde bulunurlar, çocuklara cinsel istismarda bulunurlar, haksız kazanç elde ederler, hırsızlık yaparlar, tartıda hile yaparlar, yani her türlü kötülüğe bulaşırlar ama Diyanet işleri Başkanlığı tarafından Cuma hutbelerinde bu sapıklara yönelik alınacak tedbirler, uyarılar, korunma yöntemlerine çok az değinilir ve de güzel ahlaklı olmamız konusunda fazla uyarılmayız. Ancak cehennemde şöyle yanacaksınız, cennette hurilere kavuşacaksınız gibi şeyler söyleyerek halkın korkuyla ümit arasında gidip gelmelerine sebep olurlar. İnsana yönelik yatırımlar yerine binaya yönelik yatırım yapmak için her Cuma insanımızdan "bağış" adı altında para toplanmaktadır. Muhammedi ahlâkı özendirmek ve sevgiyi yaymak yerine çok sayıda cami yapmayı bir marifet sanmaktadırlar. Asıl olan insandır, insana yatırım yapılmalıdır, çünkü binaya ruh veren, onu yaşatan insandır. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için eğitime, sağlığa, fabrikaya, üretime yatırım yapılmalıdır.

Aslında iyi bir Müslüman yardımsever olur, kendinden çok başkalarını düşünür, ötekileştirmez kucaklayıcı olur, acılara merhem olur, zulüm yapmaz, başkalarının hakkına, hukukuna saygı gösterir, yalan söylemez, kul hakkı yemez, hoşgörülü olur, cömerttir, nerede bir muhtaç varsa arar bulur ve yardım elini uzatır. Şucu- bucu demeden herkesi, Yaratandan ötürü sever, sayar yaratılmışları, iftira atmaz, gıybete bulaşmaz. Vel hasıl onun güzel bir insan, iyi bir Müslüman olduğunu hali ve tavırları belli eder.

Şu Ramazan günlerinde tekrar bir silkinip kendimize gelmemiz, yaratılışımızı tefekkür etmemiz dileğiyle sözü Pirimiz Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumi'ye bırakıyorum:

Taklit her iyiliğe bir afettir. Taklit, aşılması güç dağ gibi görünse de, hakikatte bir saman çöpü gibi hafif ve değersizdir.

Bir kör, iri yarı, güçlü kuvvetli ve çabuk kızar olsa da, gözü olmadığı için sen onu bir et parçası bil. Eğer taklitçi kıldan ince, yani manası derin sözler, tarikata ait sırlar söylese de, onun söylediği sözlerin hakikatinden gönlünün, ruhunun haberi bile olmaz.

Taklitçi kendi sözünü beğenir de, ondan mest olur. Fakat onun benliğinin verdiği mest oluşla, hakikat şarabının mest oluşu arasında ne uzun bir yol vardır. O dere yatağı gibidir. İçinden akıp giden suyu asla içmez. Su onun içinden akıp gider, su içenler nasip olur. B u sebepledir ki, su dere yatağında durmaz, çünkü dere yatağı susamış ve su içici değildir.

Taklitçi ney gibi feryat eder, ağlar, inler ama bu ağlayış kendisi için değildir de, dinleyici toplamak içindir. O söz söylerken ağlasa bile, o ağlayışı gönülden değildir; onu gözyaşları, kendisine acısınlar, para versinler diyedir. O ağlayan taklitçi, güzel, gönüller yakan sözler söyler ama onda yanmış yakılmış bir gönül, nefsani kirliliklerden arınmış etek yoktur.

Gerçeği bilen hakikate ermiş kişi ile taklitçi arasında çok fark vardır. Hakikate eren, Davud (a. s) gibidir. Taklitçi ise sesten ibarettir. Hakikat ehlinin sözünün kaynağı, gönül yanışıdır. Taklitçi ise, eski sözleri öğrenir de, hep onları tekrar eder durur.

Sakın taklitçinin söylediği sözlere aldanma; öküz, yükü çeker ses çıkarmaz ama kağnı bir iş yapmadığı halde inim inim inler. Böyle olmakla beraber, taklitçi de sevaptan mahrum kalmaz. Nitekim, cenazede ağlayan kadınlara da ölü gömüldükten sonra hesap sırasında para verirler.

Kâfir de, mümin de Allah der. Fakat ikisinin de Allah'a olan inançları, idrakleri bakımından aralarında çok fark vardır. Bir dilenci ekmek dilenmek için, Allah der. Eğer dilenci söylediği sözün, yani Allah adının anlamını hakkıyla bilseydi, her şey ona hiç görünür, kendisinde manevi bir gönül zenginliği hasıl olurdu da, dilencilik edip yüzsuyu dökmekten kurtulurdu.

O ekmek dilencisi, saman yemek için Mushaf taşıyan eşek gibi, senelerce Allah der. Dili ile dudağı ile söylediği " Allah" sözü gönlünden doğup parlasaydı, onun bedeni zerre zerre olurdu da, gölge varlığı yok olur giderdi.

Şeytanın adı, büyü yapanların işine yarar; ey dilenci, sen de Allah'ın adı ile para kazanmak istiyorsun.(Mesnevî cilt 2, beyit 484-502-Şefik Can Dede)

Yine bir Ramazan ayının sonuna geldik, Allah'ım Ramazan Bayramını görmeyi nasip etsin, küskünler barışsın ve birbiriyle kucaklaşsın, günahlarımız af olsun, gönüller sevgiyle dolsun bayramınız mübarek olsun.



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Tuz Kokmadan!

Mahiye Morgül

Mahiye Morgül

Başoğuzlu Elizan Opolar

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Sorularım Var...

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

Kim Doğru, Kim Yalan?

Av. Ersin Parlat

Av. Ersin Parlat

İşimiz Var!

M. Can Özkardeşler

M. Can Özkardeşler

Gönül İsterse Neler Yapar

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
mersintercuman@gmail.com
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: