rss

Tarayınızda RSS Okuyucu yüklü ise,
Site haber akışımıza üye olabilirsiniz.

Bugün Günlük Ziyaret: 2.986 (2.693)

Toplam Ziyaret: 15.541.046 (14.397.784)

Yeni tasarımımızla sizlere daha rahat kullanım sunuyoruz. Görüş ve düşüncelerinizi bekleriz.
Mersin Tercüman Gazetesi sizlerle büyümeye devam ediyor. İlginize teşekkür ederiz…
18 Mart 2019
Sayı : 798,799
Bu kayıt toplam
1.947 kez okundu.
fb sharer tt sharer g+ sharer
Mahiye Morgül
Mahiye Morgül

7.SINIF TÜRKÇE'DE SANAL ATATÜRK ÇİZİMLERİ

Yayınevi: MEB Yay.

Yazarları: Tolga Kır, Emine Kırman, Seda Yağız,

Görsel Tasarım: Gonca Güzelhan, Sertaç Özmutlu

Ünite: Atatürk ve Milli Mücadele

Konu: Sığırtmaç Mustafa'nın Öyküsü (s.52-53-54)

Bugüne kadar "Atatürk ve Çoban Mustafa" olarak bildiğimiz ünlü öykünün bu yıl 7.Sınıf Türkçe ders kitabında "Sığırtmaç Mustafa'nın Öyküsü" başlığıyla yer aldığını ve görsellerinde fotoğraf yerine illüstrasyon çizim tekniği kullanıldığını görüyoruz.

Arşivlerde öykünün gerçek fotoğrafı bulunmasına rağmen kitapta Atatürk ve Çoban Mustafa için sanal çizim kullanılmış, Atatürk âdeta karikatürleştirilmiştir.

Hazindir ki, ilk defa böylesine düşük ayar bir Atatürk resmi 1919'un 100.yılında gençlerimize servis edilmiştir. Atatürk ile Çoban Mustafa'yı 1929'dan beri yan yana görmeye alıştığımız ünlü Yalova fotoğrafını ortaokul 7.sınıf öğrencisinden esirgemek niye?

Aşağıdaki fotoğraflarda Çoban Mustafa'yı Atatürk ile ilk karşılaştıklarında ve bir yıl sonra sağlığına kavuşmuş olarak Şişli Etfal Hastanesinden çıkarken görüyoruz.

(1929- Yalova) (1930-İstanbul)

Hatırlayalım: Ülkemizde 2005 yılından itibaren ders kitaplarının adı "yeni neslin ders kitapları" oldu ve içerikleri değiştirilmeye başlandı. Tansu Çiller tarafından Dünya Bankasıyla imzalanan GATS taahhütnamesi uyarınca SPAN Amerikan Eğitim Danışmanları Ankara'ya geldiler, ekiplerini kurdular ve küresel eğitim piyasasının direktifleri doğrultusunda eğitim programlarımız değiştirildi. Bu kapsamda Türk çocuklarını kendi tarihlerine yabancılaştıracak şekilde ders kitapları biçimlendirildi.

Türkçe ders kitabı hakkında henüz herhangi bir dava açmış veya suç duyurusu yapmış değilim. Burada açıkladığım nedenlerle kitap hakkında Atatürk'ün manevi mirasına hakaret davası açmak isteyen olabilir. Kitabın içinde başkaca anlatım ve dilbilgisi yanlışları da bulunmaktadır, ancak dava açmak için aşağıdaki illüstrasyon görseller bile yeterlidir.

Aynı öyküyü her yıl başka

görsellerle okumak...

Bir öğrenci, aynı öyküyü yaşı ilerledikçe başka görsellerle ve başka anlatımlarla okuyorsa hangisinin gerçek hangisi yalan olduğunu anlayamaz. Burada öğrenciye bu kaos yaşatılmaktadır.

Bu durum küresel vahşi kapitalizmin yeni kavramlarından biri olan Post Truth (ne gerçektir ne de doğru) Eğitim kavramı ile örtüşmektedir. Yoksa bu öykünün birbirinden farklı görsellerle anlatıldığı 2006, 2013 ve 2019 Türkçe ders kitaplarındaki bu kadar çarpıtmayı başka neyle izah edebiliriz?

2006 yılında, Ziya Selçuk'un Talim Terbiye Başkanı olduğu dönemde basılan 1.Sınıf Türkçe kitabında Atatürk'ün Çoban Mustafa ile karşılaşmasının yeri Kızılcahamam'da bulunan "Keltepe sırtları" diye verilmişti. Merak edip Çocuk Gözüyle Atatürk kitabının yazarı Hacı Angı'ya sormuştum.

Tarih 17 Nisan 2006. Belge olarak bana içinde bu öykünün yer aldığı kitabını (15.baskı) armağan etmişti. Kitabın 25.baskısı halen Anıtkabir hediyelik eşya mağazasında satılmaktadır.

2013 yılında 4.Sınıf Türkçe kitabında gerçek fotoğraflar yerine Bilecik tren istasyonunda Atatürk'e şiir okuyan çocuğun fotoğrafı kullanıldı ve fotoğraf üzerinde defalarca oynandı. Söz konusu kitaptan alınmış üç fotoğrafa dikkatle baktığımızda yapılan değişiklikler açıkça seçilebilmektedir. (1)

Alttaki fotoğrafa eklenen inekler kameraya bakmaktadır. (Büyüterek baktığımızda daha rahat görülür.) Bu durum çok sinsi kolaj silahıdır.

Şöyle ki; bir fotoğrafta kim kameraya bakıyorsa fotoğrafa bakan kişi önce onunla göz göze gelir ve diğer figürler bulanıklaşır seçilemez olur! Yani burada arka planda bulunan inekle göz göze getirilen öğrenci, böylece ön planda Atatürk'ün bulunduğu kısmı göremez hale getirilmektedir.

Bu tür görsel yanıltma tuzaklarının mucidi "Spin camları altında bunalım ve kaos" kuramıyla tanınmış, MIT'de dekanlık yapmış, şu an Türkiye'de yaşayan, adı bende saklı bir fizikbilimcidir.

2019 yılında ise, 7.Sınıf Türkçe ders kitabında Atatürk ve Çoban Mustafa sanal çizim tekniğiyle karikatürize edilerek resmedildi. Bunun izahı elbette vardır. Öncelikle dostça çizilmediğini söylemeliyim.

Bu çizimler Atatürk'ü masal kişisi hâline getirmek demektir. Özellikle 2016'dan beri İlkokul Türkçe kitaplarında Atatürk'ün çocukluğu sanal resimlerle verilmekte, bir kitapta da Atatürk kütüphanede ayakta arkadan resmedilmiş hâldedir. Yazımıza konu 2019 Türkçe kitabında da Çoban Mustafa arkadan resmedilmiş, yüzü okuyucudan gizlenmiştir.

Bu resim çok kötü çizilmiş; Atatürk'ün bir eli ceketinin cebinde diğer eli pantolonunun cebinde, ceketin düğmeleri aşağıda sıralıyken yukarıdan kapatılmış, kasketinden kâküller sarkıtılmış, bacakları oransız, yamuk, bastığı yer bulanık... Bir de bu resim kitabın ortasına getirilerek parçalı görünmesine sebebiyet verilmiş.

Böylesine kötü çizilmiş bir resim aracılığıyla Atatürk'e saldırıldığı açıktır; öğrencinin, Atatürk'ü bu kötü resimle hatırlaması istenmiştir.

19 Mayıs'ın 100.yılında Atatürk böyle mi resmedilmeliydi?

....

Anlatım dilinde seviyeyi

aşağıya düşürmek

Metinde Atatürk'ten söz ederken sıradan birisinden bahsediyormuş gibi "adam", "karşısındaki adam" gibi gelişigüzel ifadeler kullanılması büyük saygısızlıktır.

Yazarın dilinde "hemen" gibi edebi olmayan ifadeler de görülmektedir. Metinde, 7 kere "adam" dört kere "hemen" ve 2 kere "karşısındaki adam" tabirleri kullanılmıştır.

Anlatımda değişikliğe sebebiyet veren en önemli faktör özneyi değiştirerek yapıldı. Yazar, olayı yaşayan birinci kişinin gözüyle değil dışarıdan aracı kişinin gözüyle anlatıma çevirdi.

Kendisini özne yaptı ve kendi yorumlarını bu sayede metne soktu, böylece öykünün saygın kahramanı olan kişinin özgün anlatımı öğrenciden esirgendi.

1973'de basılan Hacı Angı'nın kitabındaki gerçek metinde çocukluğunu bize anlatan Binbaşı Mustafa Demir'in (birinci kişi) olayı nasıl anlattığını öğrenci bu metinden öğrenemiyor.

Burada, yazar Süleyman Bulut (aracı kişi) kendi anlatım becerisi kadar ve kendi aklınca yorumlar ekleme hakkını kendinde görebilmiştir. Bu hiç etik değildir.

Oysa bu öykü tarihsel değeri olan bir öyküdür. Olayın kahramanı Binbaşı Mustafa Demir'in torunları da bugün bu kitabı okuyacaktır. Böyle bir tarihî metinle hiç kimsenin kendi keyfine göre oynama, ekleme veya çıkarma yapma, araya küçültücü ifadeler sokma hakkı olamaz.

Milli Eğitim Bakanlığı "Etik Değerler" diye seminerler vermektedir, bakanlık önce kendi eteğindeki taşları döksün. Talim Terbiye Başkanı Alpaslan Durmuş bu kitaba Bakan Ziya Selçuk adına onay verdi, değil mi?

.....

Değiştirilen cümleler...

Bilinen öyküsünde olayın kahramanı olan Çoban Mustafa örneğin Atatürk'le ilk karşılaştığı anı anlatırken bizzat çok saygılı cümleler kullanıyordu.

1973 basımında kitabın yazarı sözü Çoban Mustafa'ya verdiğini belirterek metne giriş yapar, der ki:

"Sığırtmaç Mustafa o meşhur karşılaşmayı yıllar sonra anlatıyor."

İlk cümlede okuyucu anlatıcının kimliğini (özneyi) böylece anlıyor, olayı onun ağzından dinlediğini biliyor.

Metnin girişi, yazar Süleyman Bulut tarafından şu hale getirildi:

"Yıl 1929... Mevsim yaz. Sığırtmaç Mustafa; cılız, çelimsiz ve hastalıklı bir çocuktu."

Böylece öyküyü anlatan kişi değişti ve ilk saldırı okunu olayın kahramanı Çoban Mustafa aldı; cılız, çelimsiz, hastalıklı sığırtmaç... İlk imaj böyle verilince ana tema çobanın hastalığı olarak algılanır. (Algı yönetiminde usta bir el bu metin üzerinde sıkı çalışmış gibi görünüyor.)

Yazar böyle bir kurguyla anlatıma aracı kişi olunca, kendi yazarlığını göstermeye elbette devam edecektir. Öznesi kendisi olunca Süleyman Bulut kendi fikirlerini metne sokma olanağını yarattı. Örneğin Çoban Mustafa'nın aklından geçen bir şeyi bu sayede bambaşka bir şekle sokabilmiştir. İlk tanışma bölümünde geçen aşağıdaki paragrafın Türkçe kitabında nasıl değiştirildiğini görelim:

... O günkü sığırtmaç aklımla şu cevabı verdim:

Paşa olduğu için severim.

Tekrar gülmeye başladı. Ben o tarihte zayıf cılız, çelimsiz hasta bir çocuktum. "Bu adam benimle eğleniyor galiba" diye düşündüm. Fakat o sorularının arkasını kesmiyordu.

Bu paragraf Süleyman Bulut tarafından şu hale getirildi:

... "Paşa olduğu için severim." dedi.

Bu yanıtı duyunca karşısındaki gülmeye başladı. Mustafa bozuldu buna. Yoksa bu adam kendisiyle eğleniyor muydu?

Karşısındaki sormaya devam etti. (...)

Burada görüldüğü gibi, bambaşka bir anlatımla karşılaşıyoruz.

Yazar Süleyman Bulut'un dili Ortaokul Türkçe kitabına girecek seviyede edebi bir dil değildir.

...

Metin görsellerini yazının içine sokmak...

Yazının ortasına görsel sokmak yazım kurallarını ihlal etmenin de ötesinde dikkat dağıtıcı bir durumdur. Türkçe yazım kurallarını da öğreten bir ders kitabında bu hatanın yapılması bir kere daha yanlıştır.

Görüldüğü gibi bu görseller belli bir çerçeve içerisine alınmamıştır, bu nedenle sınırsız resimdirler. Resim sanatında alanı çevrelenmemiş resmin sınırsızlık duygusu verdiği, bu nedenle ders kitaplarına sınırsız resim koymanın pedagojik hata olduğu kabul edilir. Çünkü sınırsızlık ölçülebilir değildir, matematiksizliktir, bu nedenle akıl dağıtır.

Eğer bu görsellerde olduğu gibi, sınırı belli olmayan bir resim yazının ortasına girerse metnin bir anlamı kalmaz; çocuğun gözü sürekli o resme takılır, dikkatini metne veremez, aklı dağılır.

Metnin aslında olmayan abartılar...

Atatürk'ten "adam" diye söz eden seviyesiz anlatımlar yetmezmiş gibi bir de metne eklenmiş abartılı bir bölüm görüyoruz. Çoban Mustafa'nın Atatürk'ün yanına Kaplıcalara götürüldüğü sahnede oluyor bu. Hacı Angı'nın kitabındaki metinde Çoban Mustafa bu sahneyi çok kısa olarak şöyle anlatır:

"Ertesi günü kaplıcalara çağırdılar. Kapıdan girince hiç şaşalamadım. Hemen gidip elini öptüm."

Türkçe kitabında ise yazar bu bölümü öylesine abartılı anlatır ki, hızını alamaz, sonunda Atatürk'ü perdelerden salona girdirir:

Ertesi gün, Sığırtmaç Mustafa'nın evlerinin önünde bir otomobil durdu. Mustafa'ya:

"Seni kaplıcalara götürmeye geldik, Gazi istiyor." dediler.

Bu habere çok sevindi Sığırtmaç Mustafa. Hemen otomobile atladı.

Otomobil, bir süre sonra kocaman bir binanın önünde durdu. Kocaman bir kapıdan geçip kocaman bir salona girdiler. Salonda bir adam ayakta durmuş ona bakıyordu.

"Hoş geldin, beni tanıdın mı?" diye sordu adam.

Sığırtmaç Mustafa hiç duraksamadan yanıtladı:

"Tanımadım. Hiç görmedim sizi."

Adam şaşırmış gibi görünerek bir gün önce yol sorduğunu, sohbet ettiklerini, ceviz alıp karşılığında para verdiğini anlattı. Sonra da:

"Nasıl tanımadın beni?" diye sordu.

Mustafa ısrar etti. Ona, dün konuştuğu kişi olmadığını söyledi.

O sırada salonun perdelerinden biri aralandı. Atatürk çıktı ortaya. Yaklaşıp Mustafa'nın saçlarını okşadı.

"Aferin oğlum, sandığımdan da dikkatliymişsin." dedi. "Bu konuştuğun bana benzeyen bir arkadaşım ama sen bunu kolayca fark ettin."

Sığırtmaç Mustafa, hemen koşup elini öptü.(...)

Dikkat: Az önce Atatürk onun başını okşamıştı, "hemen koşup elini öptü" demek ne oluyor? Bu anlatım okuru, burada öğrenciyi, aptal yerine koymaktır.

Oysa ders kitapları, çocuklara uçuk kaçık masallar anlatmak için değil çocuğu hayatın gerçekleriyle buluşturmak için yazılır.

.......

Görsel ile metin arasındaki çelişki

Hacı Angı'nın kitabında "Çoban Mustafa ile Atatürk" metninden hemen sonra yer alan "Atatürk'ün Mustafa'sı İle Bir Söyleşi" başlıklı yazıdan öğreniyoruz ki atlılar yaklaştığı zaman hepsi attan inmişlerdi. Bu metnin görsellerine göre atlılar attan hiç inmemişlerdir.

Öykünün küçük kahramanı görünen Çoban Mustafa bu öyküyü Binbaşı Mustafa Demir olarak yıllar sonra anlatmıştır. Bu bilgi mutlaka 7.Sınıf öğrencisine verilmeliydi.

Atatürk Çoban Mustafa'yı önce sağlığına kavuşması ve iyi beslenmesi için İstanbul'a Şişli Etfal Hastanesine gönderir. Sonra, bir gece yarısı saat 02.00'de onu ziyaret eder ve bu ziyaret hastanedekileri de çok heyecanlandırır.

Mustafa Demir daha sonra Kuleli Askeri Lisesinde ve Harp Okulunda okumuş, subay olarak görev yapmıştır. Türkçe 7.Sınıf ders kitabında ve diğer ders kitaplarında onun eğitim hayatından maalesef hiç söz edilmemektedir. Anlıyoruz ki ders kitaplarında onu da hep çocukluk çağında tutma çabası içinde olan yazılara yer vardır.

Özetle;

1929'da yaşanan ve "Atatürk ve Çoban Mustafa" başlığıyla tarihe mal olan bu öykünün 2005 yılından itibaren bozularak ders kitaplarına girişi ve 2019'da "post truth" okuma metni haline getirilişi Cumhuriyet eğitiminin de "post truth" hale getirildiğinin göstergesidir.

Bu öykünün değişim-dönüşüm sürecini yıllara göre sıralayarak yazımızı noktalayalım.

1973, H.Angı: Atatürk ve Çoban Mustafa (Gerçek fotoğraflar)

2006, Türkçe 1: Çoban Mustafa ve Atatürk (Olay yeri Keltepe)

2013, Türkçe 4: Atatürk ve Çoban (Başka olayın fotoğraflarıyla)

2019, Türkçe 7: Sığırtmaç Mustafa Öyküsü (Sanal Atatürk çizimleriyle)



Son Köşe Yazıları:
Abdi Satıroğlu

Abdi Satıroğlu

Niyaziyle Bayramınızı Kutlarım!

Mahiye Morgül

Mahiye Morgül

Sınav Sonuçlarını Eleştiren Öğretmene...

Melike Zafer Gürgen

Melike Zafer Gürgen

Herkesin Bir Şarkısı Olmalı

Şinasi Şirin

Şinasi Şirin

Sarıçam MHP'li Diye mi Bu Ceza?

Av. Ersin Parlat

Av. Ersin Parlat

Arpalık Olmasın!

M. Can Özkardeşler

M. Can Özkardeşler

Bir Uluğ Bey- Emin Işık Hoca

Mersin Tercüman.   Haftalık Yerel Siyasi Gazete.   Web Sitemiz'de bulunan hiçbir malzeme yeniden yayınlanmak amacı ile kullanılamaz. Copyright© Mersin Tercüman 2005, tüm hakları saklıdır.   mersin@mersintercuman.com
BİZE ULAŞIN
E-posta
 : 
mersintercuman@gmail.com
Telefon
 : 
+90(506) 443 37 30
GSM
 : 
+90(506) 443 37 30 , +90(532) 747 71 73
Adres
 : 
Kiremithane Mahallesi, İstiklal Caddesi, Atlas Apt. No:87 Kat:1 No:4 Akdeniz / Mersin
(Özgür Çocuk Parkı yanı - Atlıhan Oteli karşısı)
 
 
ARŞİV
Sayfa başı kayıt adedi: